Hatırlayanınız varmı sevgi neydi?!..

Hatırlayanınız var mı, sevgi neydi?

Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazen; bir akış, bir koşuş muydu?..Sevgi gönül kumaşında bir nakış mıydı?!..

Hatırlayan var mı sevgi neydi?
Leyla’ların, Şirin’lerin, Aslıların nazı mıydı o; yoksa Mecnun’ların, Ferhatların, Kerem’lerin niyazı mı? Hangisinde belirtmişti ilk kıvılcımı sevginin? Neydi sevgi?!..

Açıkken gözbebeğimize yerleşen de, göz yumduğumuzda gönlümüze sızan da sevgi değil miydi bir vakitler? Bir dudağım kıpırdanışından yanağımıza akseden pembelikler, utanmalar sevgi değil miydi yoksa? En son ne zaman kızarmıştı yanağımız hatırlayanınız var mı? Uykumuzu en son ne zaman terk etmiştik sevgiyi düşünmek adına? En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk?

Sahi, neydi sevgi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı? Sureti sirete, arazı cevhere, bedeni ruha köle eylemek miydi sevgi? Sevgi bir iyilik miydi, şefkatli bir cümlecik mi? Neydi sevgi dış mıydı, yoksa iç mi; zahir miydi, yoksa batın mı; kalıp mıydı, yoksa can mı?Var olmak mı, varlıktangeçmek mi? Dünyaya gülmeye mi gelmiştik, ağlamaya mı; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu? Sevgi neydi?!..

Sevgi bir acıydı herhalde, bir kederdi, kah hüzünle, kah mutlululkla hatırlanan. Belki de sabırdı sevgi,affetmekti, gelecek günler adına. Sevgi sınanmaktı adl-i ilahi’de ve sınavı geçmekti ercesine. Sevgi bir tevbeydi, nasuh kisvesinde; bir dirilişti nefsi öldürerek. Sevgi iyi bir ad bırakmatı fena yurdunda. Ömür geçer de ad kalır…

Sevgi: İki hece.
Sevgi, sevmek kelimesinden türetilen bütün öteki kelimelerin en güzeli.
Derin uykulara dalmadan önce ilk soru: Sevgilerinizi en son ne zaman hatırlamıştınız ve sevgiyi hak edenleri en son ne zaman?!..
Bir soru daha: Sevgileriniz yalan mıydı yoksa?!..
Ve son soru: Çorak vadilere yönelmişse sevgimiz, çevremizi kandırmıyorsa sulara, içimizden akan Nil olsa ne?!..

İskender Pala

Sahi! Gidenler Neyi Götürür

gidenlere..

gidenlere..

Ardına hiç bakmadan gidenlerle boynu ardında kalarak gidenler,

sessizce gidenlerle el sallayarak gidenler, dönmek için gidenlerle bir daha asla dönmeyeceğini bilerek gidenler,

Her şeyini kaybederek gidenlerle her şeyini kazanmak için gidenler,

Bir bakış, bir gülüş, bir susuş, bir hüzün bırakıp gidenlerle,

Bir yara açıp içinizi kanırtarak gidenler.

Sahi gidenler neyi götürür bizden?

Bazen tutunduğumuz her şeyi.

Bazen biriktirdiğimiz her şeyi.

Bazen son bulduğunuz yerde değil, ilk kaybettiğiniz yerden itibaren hayatınızı peşinden sürükleyerek alıp götürür gidenler.

Bir de size bıraktıkları vardır gidenlerin.

Gökle yer arasında uçsuz bucaksız bir boşluk.

Göğüs kafesinize koca bir dağ gibi oturmuş umarsız, aldırışsız hüzün.

Kıyılarda sürüklediğiniz bir beden. Kalabalık sokaklarda, caddelerde uğultusu kulakları sağır eden insan seli içinde yapayalnız siz.

Bir anneden kopan çekirdek gibi kalırsınız. Bir Eylülün üstünden usul usul geçerken sarartıp bıraktığı begonya yaprağı gibi kalırsınız.

Bir kapta suyu süzülmüş kül rengi tortular gibi kalırsınız.

Gidenler gidince ne kalır ki geriye?

Kimi zaman gidenlerin ardından gökyüzüne bakakalırım ben. Uçurtmasının ipi kopmuş yetim bir çocuk gibi. Kimi zamanda bir darağacında kalmış son tebessüm gibi kalırım gidenin ardından.

Akşam olur.

Güneş batmak üzeredir. Güneş süzülür nazlı nazlı, akar gider dağların ardına, bilinmez dünyalara. Ardından hüzün dolu gözlerle bakakalırız. Batarken, ufku     al kanlara boyayıp usul usul alçaldıkça bizim farkımızda mıdır güneş acaba?

Peşinden, binlerce, milyonlarca göz onun gidişini, bizden kopuşunu, bizi karanlıklara terk edip ayrılışını ağır bir hüzünle izlerken, o, bunu biliyor mu dersiniz?

Bilseydi bırakıp gider miydi

Kim bilir?

Elif Sızısı…

Elif gibi yalnızım,

Ne esrem, ne ötrem, ne de beni durduran bir cezmim,

ne bana ben katan bir şeddem var..

Ne elimi tutan bir harf, ne anlam katan bir harekem..

Kalakaldım sayfalar arasında işte böyle; ben gibi..

Bir okuyan bekledim, bir hıfzeden..

Belki gölgesini istedim birinin; Med gibi…

” SIZIM ELİF SIZISI” ….

Muhlisleştiremediğimiz Duygular..

insan tutunacak bir dal arar bazen , biri gelsin ve şu üstümdeki uğursuz yalnızı alsın der…

kimseler gelmez , bir dal bulunmaz ya ; mechul bir sevgili gibi muhlisleştiremediğimiz  her duygunun adı oluverir….İSTANBUL..

çektiğin ızdırabın adı , kavuşamadığın kaybettiğin hayallerinin adı oluverir…

çünkü onda bir zafer , çünkü onda bir peygamber müjdesi saklıdır.

evet bir istanbul saklıdır içimizde bir yerde , uzakta , derinde , kimseye

açmadığımız bir yerde…

ta içimizde…